Dünyadaki nimetler hepimize yetip artarken hırs, bencillik ve açgözlülük dünyayı çekilmez, huzursuz, güvensiz bir yer haline getiriyor. Başkasının malında gözü olmak, haset, çekememezlik, ben güçlüyüm ne dersem o olur, olmalı yaklaşımı bireyleri ve aileleri zehirlediği gibi bir başka devlete ayar vermeye çalışmak, onların iç işlerine karışmak, yeraltı ve yerüstü kaynaklarına göz dikmek de halkları, insanlığı zehirliyor; dünyadaki endişeleri ve huzursuzluğu arttırıyor.
“İstiğna” kelimesinin TDK’ye göre anlamına bakacak olursak
Kanaat etme: Eldekiyle yetinme, başkasına ihtiyaç duymama.
Tok gözlülük: Gönül tokluğu, ihtirastan kaçınma.
İhtiyaçsızlık: Kimseye muhtaç olmama durumu.
Kanaatsizlik, hırs, açgözlülük, yetinmeme, başkasının imkânlarına göz dikme gibi zehirli duygular insanlar, aileler, toplumlar, devletlerarasındaki sağlıklı işleyen iletişimi gideriyor; dünyanın ayarını bozuyor.
“Dünyadaki bu kadar açlık ve sefaletin sebebi, yoksulları doyuramadığımızdan değil, zenginleri doyuramadığımızdandır.” sözü ihtirasın, servet dağılımındaki dengesizliğin ne kadar tehlikeli olabileceğine değinir.
Küçük bir azınlığın dünya kaynaklarının büyük bir kısmını kontrol etmesi ve güç unsuruyla aç kurtlar gibi etraflarına saldırmaları dünyayı çekilmez kılıyor.
Dünyaya tekrar düzen verecek huzur, dinginlik, bereket, adalet, güven, barış getirecek tek ilahi din hayata her yönüyle yansımış İslam’dır.
Aşırılıklarımızı dizginleyecek öfke, şehvet, şöhret, servet, şöhret gibi duygularımızı törpüleyecek ve bizi ahlaklı, güvenilir insan haline getirecek tek yöntem her yönüyle bize, dünyaya hâkim olan hayatımıza yansımış İslam’dır.
Aliya İzzetbegoviç ne güzel bir tespitte bulunmuş.
“Toplum ancak Allah’ın adına ve insanın terbiye edilmesiyle mümkündür.”
Bireyleri, aileleri, toplumları, devletleri sıkıntıya sokan “istiğna” düsturunu hiçe sayarak hırsla açgözlülükle doymak bilmeyen iştahla zulümle sağa sola saldırmaktır.
Divan edebiyatı şairlerimiz bu noktada bize ne söyler, onların dilinden anlamaya çalışalım.
Bâkî:
Cihânın ni’metinden kendi âb u dânemiz yeğdir
Elin kâşânesinden gûşe-i vîrânemiz yeğdir
(Dünya dolusu maldan, kendimize ait bir tas su ile bir lokma ekmeğimiz yeğdir. Başkasına ait köşk, villa, saraylardan, köşesinde oturduğumuz viranemiz hoştur bize.)
Baş eğmeziz edânîye dünyâ-yı dûn için
Allâh’adır tevekkülümüz i’timâdımız
(Şu alçak dünyanın geçici menfaatleri için aşağılık kimselere baş eğmeyiz. Bu yolda bütün tevekkülümüz, güvenimiz Allah’adır.)
Nâbî:
Muhtâc-ı rızk-ı Hâlik iken serbeser cihân
Mahlûktan niyâz mezellet değil midir
(Dünyadaki bütün canlıların rızkını yaratıcı verirken, onlara ulaştırırken yaratılmıştan beklenti içine girmek, onların mallarına göz dikmek zillet değil midir?)
Fıtnat Hanım:
Genc-i istignâ kadar bir kûşe-i râhat mı var
Lokma-i h’ân-ı kana’ât gibi bir ni’met mi var
(Tok gözlülük hazinesi gibi bir rahat köşesi mi var? Kanaat lokması gibi bir nimet mi var?)
Kısaca, azgın ve taşkın devletlerin zulmü denizdeki balıklardan tutun göktekilere varıncaya kadar herkesi rahatsız ediyor. Her koyun kendi bacağından asılmıyor, kokusu dünya insanını rahatsız ediyor. Bu zulme yol açan en büyük neden ise şeytani açgözlülük. İstiğna ve hakkaniyet ise izzet, huzur ve güvene açılan dünyanın tek kapısı.
ALİ ALTAYLI