Zaman gösterdi ki; şikâyetin yerine şükrü, hırsın yerine kanaati beslemeli, çoğaltmalıyız. Bu yaşadığımız deprem bize şükrümüzü daha çok arttırmamız gerektiği noktasında düşüncelere sevk etmiştir. Depremden önce şikâyetimiz fazlaydı. Hayat pahalılığından, küçük imtihanların zorlamasından hayıflanır dururduk. Birkaç derdimizi toplayıp çarpıp çoğaltmayı marifet edinmiştik. Gördük ki, aslında bu küçük dertlerimiz bizim için bir nimetmiş. Deprem gibi çok daha büyük ve bedeli fazla olan büyük imtihanlarla karşı karşıya kalabiliyormuşuz.
Depremzede bir kadın şöyle diyor: Depremden önce çok iyi bir evde yaşayan ben, daha iyi evlerde yaşayan çok zengin kişiler gibi evim olsun isterdim. Şimdi ise çadırdan daha iyi bir yer olan konteynere geçmek için istek duyuyorum.
Hırsın getirdiği açgözlülüğümüz de az değildi. Çoğumuz elindekilere kanaat etmiyor, daha iyisine ulaşmak için amansız mücadele veriyordu. Deprem bize açgözlülüğe hiç de lüzum olmadığını elindekileri yeterli görenin dünyanın en zenginleri arasına girebileceğini öğretti. Malın mülkün bir anda elden gidebileceğini salık verdi. Çok önemsediğimiz maddenin, paranın pulun bize yüzde yüz garantili bir gelecek sunmada yeterli olmadığını gördük.
Zaman gösterdi ki; “Allahu Ekber” kelimesinden rahatsız olan bir zihniyeti anlamakta zorlanıyorum. Enkaz altından canlı çıkan depremzedenin ya da onu çıkaran ekiplerin “Allahu Ekber” demesinden daha anlamlı ve yerinde ne olabilir ki? Allah en büyüktür, Allah her şeyden yücedir, anlamına gelen “Allahu Ekber” den rahatsız olan bu zihniyetin bireyleri, çok zor durumda kaldığında, sebeplerin onlar için bir şey yapamadıklarını gördüklerinde kimden yardım isteyecekler? Allah, herkesin Allah’ı değil mi? Biz gücü, yetkisi, imkânı sınırlı varlıklarız. Bazen bırakın başkasına yardımda bulunmayı kendimize bile yardım edemeyecek kadar aciz, zayıf, çaresiz duruma düşebiliriz. Bizi az bir sıvı ile anne karnında şekillendirip dünyada sayısız nimete boğan havasını, yağmurunu, ormanını, toprağını, güneşini bedava kullanıma sunan Yüce Yaratıcıdan daha büyük kim olabilir ki? Kim kime karşılıksız uzun süre ikramda bulunabilir? Hangi güç ikramlarını fatura etmeden, kullarını ayırmadan eşit bir şekilde herkese sayısız ve süresiz verebilir?
Zaman gösterdi ki; milletimiz dünyada eşi benzeri olmayan bir millettir. Özümüzde gizli olan bu büyük ruh, zamanı gelince bir anda açığa çıkıyor. Batıdan gelen rüzgârla çeşitli akımlarla o ruhu söndürmeye çalışanlar olsa da başarılı olamadıkları bu depremde ortaya çıkmıştır. Gücünü inancından, büyük ve ezeli davasından alan bu millet tekrar hakkıyla Allah’ın ipine sarıldığı zaman dünyaya adalet, nizam, huzur verecektir. Çocuğuyla genciyle yaşlısıyla depremzedelere el uzatan bu fedakâr millet, dünyanın diğer bir ucuna da aynı hassasiyeti göstermekte geri durmuyor. Niyetimiz güzelleşince, dünya ve içindeki süsleri, cazibeleri üzerimizdeki hâkimiyetini azaltınca dinimizin emirlerini hakkıyla anlayıp yaşamaya başlayınca zihnimiz, kalbimiz güzelleşince ümmet olma şuuru filizlenince her şey daha güzel olacak.
Zaman gösterdi ki; can, canan ve malın gerçek sahibinin biz olmadığımız gerçeği ile bir kez daha ağır bedeller ödeyerek tanıştık. 6 Şubat depremi bize adeta ben bana ait değilim, sen sana ait değilsin, o ona ait değil, dedirtti. Beden evinin içinde yaşayan bizlerin kulağı, gözü, eli, ayağı, kalbi, aklı emanettir. Çok önemsediğiniz canınızın bir garantisi yok, gerçek sahibine dönecek dedirtti. Cananınızın da çok bir garantisi yok, dedirtti. Canımdan öte dediğimiz sevdiklerinizi de bir anda kaybedebileceğimizi gözler önüne serdi. Dünyadaki en çok değer verdiğiniz, sevdiğiniz ne varsa hepsinin uzun süre garantisi yok, dedirtti. Ülke olarak yaşadığımız bu deprem, malın da gerçek sahibinin biz olmadığımız gerçeğini mühürledi. Oturduğumuz evlerin, içindeki eşyaların, paha biçilmez ziynet eşyalarının, otomobillerin emanet olduğu gerçeği bir anda zihinlerimizde canlandı. Ne mutlu o insana ki; can, canan ve malın emanet olduğu gerçeğini bir salise bile unutmaya!
Zaman gösterdi ki; aşkın sevgi ve muhabbeti ilk önce bizi varlık âlemine bitki, hayvan olarak değil de insan olarak gönderen Rabbimiz hak ediyor. Sevgide önceliği Yaratıcısına veren bir insan fanilerin tebessümüne aldanmaz. İşini sağlam yapar, çalıp çırpmaz. İnsanlarla sağlıklı iletişim içerisinde bulunur. Kin, nefret, kibir, kıskançlık, gösteriş hastalığından uzak durmasını bilir. Yıkmaz, yapar. Şefkat ve merhametle canlılara nazar eder. Her musibetin arkasındaki baharı görür, olumsuzlukların kendisini esir almasına izin vermez. Dua, zikir, tefekkür, tevekkül, şuurlu ibadetle Rabbine yönelir. İyi niyet sahibidir, kolaylaştırıcıdır, yüce gönüllüdür. Bencillikten, nefsani arzuların peşinde koşmaktan kurtulup insanlık için büyük bir hizmetin içinde bulunabilen, fedakâr, kalbi ve ruhu besleyen ciddi, ahlaklı kişidir. Şükür duygusu içinde yaşayan her daim şükürle ve rızayla Rabbine doğru yol almaya çalışan insandır. Verilen bedava zamanın içini en güzel, verimli, anlamlı bir çaba içerisinde doldurmaya çalışan beş vakit secdeyle kulluğunu mühürlemeye çalışan insanın sevgi ve muhabbetinin yönü doğru yere yönelmiş demektir.
ALİ ALTAYLI