Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Eczanede Satılmayan En Etkili Üç İlaç
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Genel

Eczanede Satılmayan En Etkili Üç İlaç

Genel
Paylaş
PAYLAŞ

Bugünlerde gittiğim yerlerde duvarlara, kapı girişlerine asılmış-hem işyeri hem evlerde-gözüme çarpan bir yazı var. Çok kısa ama anlam içeriği çok derin, yardımcı eylemlerle oluşturulmuş üç kelime. Bugünkü bireysel ailevi toplumsal sıkıntılarımızın çoğunu kökten çözecek üç etkili ilaç. Milyarları verseniz eczaneden satın alamayacağınız dilde var; ama özde çok az olan hemen hemen herkesin bildiği ve uygulaması zor üç ilaç.

Şükret 

Sabret 

Dua et

Biz insanlar hayat yolunda yürürken yoruluyor, bunalıyor, yıpranıyor, çaresiz kalıyor. Bazen umduğunu bulamıyor, ruhu ve bedeni yara alıyor, sevgi ve muhabbet beklediği yerden istediğini elde edemiyor, denize eli kolu ayağı bağlı olarak atılmış bir kişi gibi feryat u figanla bağırıp çağırmaya bir yerlere sesini duyurmaya çalışıyor.

Büyük Divan edebiyatı şairi Fuzûlî’nin dediği gibi  

Dost bî-pervâ felek bî- rahm devran bî- sükûn

Dert çoh hem- dert yoh düşmen kavî  tâli zebûn

(Dost ilgisiz, dünya acımasız, dönem huzursuz; dert çok, dert ortağı yok, düşman-nefis -güçlü, kısmet zayıf, yenilmiş.)

Burası dünya ve hiç kimseye torpil olmuyor; garantili, sigortalı bir mutluluk zaman çizelgesi de yok. Bu dünyada biz insanlar için kararsızlık, devinim, dönüşüm ve imtihanın bin bir türlüsü var.  Bir gün iyi, iki gün iyi, üçüncü gün ne olacağını kestiremediğimiz bir hayatın içinden sonsuzluğa doğru akıp gidiyoruz.

Yaratılmışların en şereflisi olan insanın, yaratılma gayesi Allah’ı tanımak, Allah’ı bilmek ve Allah’ı sevmektir. Eğer bir insan gerçek sahibini hakkıyla tanımazsa sahte sahiplere bir ömür tutunur, durur. İman ve inanç, bize güç verir;  inançsız yaratıcısını tanımayan insan, dünyanın en talihsiz, en hasta, en sorunlu insanıdır. 

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur’da; 

“Evet, Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder.”

“O’nu (Allah’ı) tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. O’nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.”

“Cenâb-ı Hakk’ı bulan, neyi kaybeder? Ve O’nu kaybeden, neyi kazanır?  O’nu bulan her şeyi bulur, O’nu bulmayan hiçbir şeyi bulmaz, bulsa da başına belâ bulur” 

Rabbimizi tanırsak onun Âlim, Habîr, Semi, Basar, Veli, Vekil, Fettah, Cemil, Melik, Şekûr, Sabur, Mucîb olduğunu bilirsek hakkıyla şükreder, sabreder ve ona dua ile yönelebilir, ihtiyaçlarımızı arz eder, yardımını bekleyebiliriz. 

Yani demem o ki, gerçek manada Rabbimizi tanımazsak kâinattaki ve bizim üzerimizdeki gücünü zihnimizde yerleştiremezsek nasıl şükredebiliriz, nasıl sabredebiliriz, nasıl dua edebiliriz?

Sırayla üç güzel kelime üzerinde durmaya çalışalım. Bu kelimelerin anlam içeriğini anlayabilmemiz çok önemli; çünkü insanın çok zorlu bir yolculuğu var, anne karnına bir sıvı olarak düşer düşmez bu zorlu yolculuğu başlıyor. Dokuz ay biz insanlar anne karnında dar bir yerde kalıyoruz, her ay farklı bir değişim, dönüşüm, gelişim yaşıyoruz. Anne karnından dünya karnına çıktıktan sonra değişim, dönüşüm, gelişim, öğrenim, imtihanlar bitmiyor.  

Dünya karnındaki yolculuğu kolaylaştıran şükür, sabır ve duadır.

Şükür:

Şükür, Allah’a duyulan minneti, şükranı dile getirme, mutlu bir olaydan, yapılan bir iyilikten dolayı duyulan hoşnutluğu bildirme gibi anlamlara gelmektedir.

Geride bıraktığım kırk beş senelik ömürde öğrendiğim şudur: 

Başımıza gelen belaların büyük bir çoğunluğu nimet azgınlığındandır. Mutluluğumuzun önündeki en büyük engellerden biri şükürsüzlüktür. Borca girmemizin, borçlu yaşamamızın sebeplerinden biri özenti ve kanaatsizliktir. İnsanlarla aramızı açan hırsımızı ve düşmanlığımızı çoğaltan açgözlülüğümüzdür. Evdeki huzursuzluğun en önemli nedeni geçmiş kazanımları görmemek, unutmak hep daha iyisini, yenisini istemektir.

Şu an Filistin halkını dünya seyrediyor, görüyor. Onlarda Allah’ın kulu biz de Allah’ın kuluyuz. Onların imtihanı bize göre çok çok ağır.  Bir düşünelim kiminin gözü yok, kiminin kolu bacağı, evler yıkık dökük. Temel ihtiyaçlardan mahrum; yemek su yok, açlık çok. Üzerlerine bomba yağıyor. Evimiz, arabamız var iyi kötü işimiz var, ülkemiz güvenli, buzdolabında yiyeceklerimiz var, gözümüz görüyor, elimiz ayağımız özürlü değil ama şikâyet, memnuniyetsizlik, ahlaksızlık çok; şükür az. 

Niçin mi?

Birbirimizle yarış halindeyiz. Onda var ben de niye olmasın.

Kendimizden daha iyi konumdaki insanlara bakıp kendi kazanımlarımızı görmeyip dünyayı kendimize ve yakınlarımıza zehir ediyoruz.

Her gün dizilerin sahte dünyasında gezinen, sosyal paylaşım sitelerinde zaman öldüren, başkalarının kazanımlarında gözü olan bir bireyin şükretmesi çok zordur.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.”  

Buhârî’nin rivayeti şöyledir:

“Sizden biriniz mal ve yaratılış itibariyle kendisinden üstün olan kimseye bakarsa, ardından kendinden daha düşük derecede olana baksın.”

İlim, ahlak, erdem, dürüstlük noktasında kendimizden daha iyi konumdaki insanları modellememiz bizi geliştirirken daha iyi bir konuma taşırken malca ve imkânca daha iyi konumdaki insanlara bakmamız şükürsüzlüğe, huzursuzluğa ve hasede neden olur.

Yaşanmış bir dua örneğini konumuza açıklık getirir.

Hz. Ömer’in yanında bir kişi;

– Ya Rabbi! Beni azlardan eyle, diye dua etti. Hz. Ömer,

– Bu nasıl dua? diye sordu. O kişi de,

– Duydum ki Allah Teâlâ, “Kullarımdan şükredenler azdır” buyurmuş. Ben,  beni işte o “azlar”dan kılmasını istiyorum, diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer,

– Herkes Ömer’den daha  bilgili, diyerek duanın önemini vurguladı.

Dünyadaki en mutsuz insan şükretmeyen ve haset edendir. Bunlardan daha mutsuzunu bulamazsın.

Sabır:

Sabır, olacak ya da gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme, öfke doğuracak bir şey karşısında bile öfkelenmeme durumuna denir.

 Yine hayatımıza baktığımızda küçük, büyük başarılarımızın arkasında sabır; kaybetmelerimizin, işi yarıda bırakmalarımızın arka palanında ise sabırsızlık vardır.

Sabır denince sadece musibet gelince dayanma gücümüzü arttırmak demek değildir. Günahlara karşı durabilmek, ibadete devam edebilmek de bir sabır çeşididir. Çocukluğumda ve gençliğimde çok sabırsız, aceleci biriydim. Sabırsızlık maddi ve manevi kayıplara yol açtı ve birçok işte başarısız oldum. Sonraki günlerde zorla sabretmeyi öğrendim, çünkü sabretmesem yine kayıplarım artarak devam edecekti.

Bir anlık sabırsızlık bize dünyayı dar edip çekilmez kılmıyor mu?

Kimlere soralım.

Cezaevlerindekilere.

Hastanedekilere

Trafikteki yolculara

Kabristanda yatanlara

Aile faciası yaşayanlara

Kavgaya karışanlara

Yanlış seçimlerde bulunanlara

Ziya Paşa ne güzel ifade etmiş:

Erişir menzil-i maksûduna âheste giden 

Tîz-reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır. 

(Yavaş yavaş giden maksadına, gayesine ulaşır.  Hızlı yürüyen aceleci olanın ayağına kendi eteği dolaşır.)

Sabırsız insan hırslı insandır. Hırslı insan, âdetullah dediğimiz kâinattaki Allah’ın koyduğu nizama, düzene dikkat etmez. Merdivenlerin basamaklarını ikişer üçer çıkar ve iner. Bir çocuğun dünyaya gelme ve gelişim aşamaları, bir buğdayın değirmene gelme aşamaları sabırdan başka ne ile anlaşılabilir?

Dua:

Dua, çağırmak, istemek, yardım talep etmek anlamlarına gelir. Biz insanlar aciziz. Bir anda sağlıklıyken hasta, zenginken fakir, güçlüyken güçsüz duruma düşebiliriz. Biz insanların hayatı imtihan gereği inişli çıkışlıdır. 

Rabbimizin bizi gördüğünü bilmek, her halimizden haberdar olduğunu bilmek ve zamanı geldiğinde bize yardım edeceğine inanmak bize büyük bir özgüven verir. 

Dua ile Allah’a sığınmayan ya kullardan ister, beklentisi her zaman karşılanamayacağı için köprüleri yıkar ya da kötü alışkanlıkların pençesinden kurtulamaz.

 İşleri yolunda gitmeyen insan ya ellerini açar, Rabbine derdini anlatır, yardım umar, rahatlar ya da eline sigara, içki, madde alır geçici bir rahatlama bekler.

Bir arkadaş demişti dua ediyorum cevap gelmiyor. Ne zaman dua ettin, dedim. İki gün önce, dedi. Ben de şöyle dedim: Rabbimiz o kadar büyük ki, bizim gibi aciz kulların duasına er geç cevap verir, sabırla her şey güzelleşir, duaya karşılık gelir, dedim.

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur’da dua hakkındaki tespitleri mühimdir: 

Dördüncü Nükte:  “Duânın en güzel, en lâtif, en leziz, en hazır meyvesi şudur: Duâ eden adam bilir ki, birisi onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir. Onun kudret eli her şeye yetişir. Bir Kerim Zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Bu kişi O’nun huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyar, dünya kadar ağır yükü üzerinden atıp ‘Elhamdülillah’ der.”

Beşinci Nükte: “Duâ ubudiyetin ruhudur ve halis bir imanın neticesidir. Çünkü duâ eden adam, duâsıyla gösteriyor ki, bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük işlerime ıttılaı var. Nitekim ‘Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ edin, size cevap vereyim. Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”

Okumak kolay, yazmak kolay, vaaz vermek, anlatmak kolay başa gelince yaşamak, katlanmak, uygulamak zordur.

En son düğün için gittiğim bir akrabamın evinde gördüğüm bu üçlü, keşke her evde her işyerinde asılı olsa!  

Yalnız bir de biz ekleyelim. Zira bu dünyaya gelen her insan, bu dörtlüye hava su kadar muhtaçtır.

Şükret

Sabret

Dua et

Takdire rıza göster. 

(şükür,sabır,dua,rıza)

Takdire rıza göster, çünkü senin aklın gücün sınırlı ve eksik. Bazen önünü göremeyen, en iyi bildikleri konusunda yanlış yapan sen nasıl her konuda isabetli karar vereceksin. Seni kendinden bile daha iyi bilen bir anneden daha şefkatli Yaratıcına güven.

Zira bu dünyaya gelen her bir kişiyi mutlaka bir gün felek tepetaklak edecektir. Madem torpil yok ve imtihan yeri bu dünya. Bu dörtlüyü her gün bir bardak su ile içersek özellikle psikolojik hastalık namına bir şey kalmaz inşallah. Eczanedeki psikolojik hastalıkların çoğundan daha etkilidir. Tevekkülü de içine katmak isteyen katabilir.

Ziya Paşa demişken bu şiirini de anmadan geçmek olmaz. 

Âsûde olam dersen eğer gelme cihâne

Meydâne düşen kurtulmaz seng-i kazâdan

(Eğer mutlu ve rahat olmak istersen bu dünyaya hiç gelme; çünkü şu hayat meydanına bir defa düşen kaza taşlarından, ıstırap verici dertlerden kurtulamaz.)

                                                                                                                            ALİ ALTAYLI

You Might Also Like

Evliliklerde Hangi “S” Daha Önemli?

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-8

Evlenmeden ve Boşanma Kararını Vermeden Önce Kendinle Yüzleşebilmek

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-6

Sosyal Medya Yangını ve Vazgeçemediklerimizin Ağır Bedeli

Ali Altaylı 9 Ağustos 2025
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-9
Sonraki Yazı Evliliklerde Hangi “S” Daha Önemli?
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?