Terazinin kefesine hiç kendimizi koyduk mu?
…2020,2021,2022,2023,2024,2025 derken 2026 yılına girmeye de sayılı günler kaldı. Kime sorsam zaman çok hızlı geçiyor, diyor. Birçok kişi ise günlerin, haftaların çok hızlı yer değiştirmesini kanıksadığı halde yılların, aylar hızlı geçip gelip kapımızı çalmasına bir anlam verememiş.
Zamanı durdurmak imkânsız ve hızlı bir şekilde bir akarsu gibi bir yerden başka bir yere akıp gidiyor. Bize düşen ise bu hızlı geçen zaman içinde yapmamız gerekenlerin olduğu gerçeğidir.
Peki, hiç düşündük mü zaman hızlı bir şekilde geçip gitme görevini, sorumluluğunu yerine getirirken biz, asıl sorumluluğumuzu yerine getirebiliyor muyuz?
Değişen sadece yıllarsa ve biz aynı kalıyorsak yılların değişmesi bize ne verebilir ki?
Her gün ekran başında, kahvehane köşelerinde, eğlence merkezlerinde, dedikodu seanslarında ve sosyal paylaşım sitelerinde zamanı ve kendini yavaş yavaş öldüren kişi için zaman, sadece bir isim değil mi?
Geçen zamanın bin bir cebinin içine bir şeyler koyma tutkumuz yoksa yılların değişmesi sadece sayılardan, tarihlerden ibaret kalmaz mı?
Bugün bir sure, birkaç beyit ve bir kaç güzel söz üzerinde derin bir düşünce yolculuğuna çıksak ne kaybederiz?
Bir sûre:
Asr Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
- Asra yemîn olsun ki,
- İnsan gerçekten ziyândadır.
- Ancak iman edip sâlih ameller yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabretmeyi öğütleyenler müstesnâ!
Rabbimiz hızlı geçen insan ömrüne, asra, zamana yemin ederek biz insanların zararda olduğunu söylüyor. Zarardan kurtulmanın çaresi ise Rabbimize iman ile intisap etmek, insanlığa faydalı güzel işler yapmak, Kendisinin hukukuna ve insanların hukukuna riayet etmek, hakkı ayakta tutmak ve üç sabır olan günahlara, ibadetlerdeki devamlılığa ve musibetlere dayanıklılık göstermektir.
Birkaç beyit:
Bir amel kıl dest ü pâyın var iken
Ömrden destinde payın var iken
Lâedri
(Elin ayağın tutuyorken ve hayatından sana ayrılan payın (hissen) duruyorken, sana faydası olacak bir şeyler yap. )
“Şair burada, “ömrünün hepsi her an, her şeyiyle sana ait değil; yaratılıştan sana verilen bütün azalarını her an dilediğin gibi kullanamazsın”, diyor. İyisi mi sen yaşadığın hayattan, sana ayrılan kısımdan geriye kalacak bir eser bırak. Aynı azaların ile hiçbir şey yapamayacağın zamanların da gelecek, haberin olsun!” diyerek bizleri daha ömrümüzün sayılı günleri dolmadan insanlığa faydalı hayırlı işler yapmamız noktasında uyarıyor.
Ziya Paşa’ya ait olan bir beyit:
Nasıl cem’-i ulûfe nusret-i âhâd lâzımsa
Bıraksın zikr-i hayr âsâr ü efâliyle âlemde
(Nasıl ki binlerce sayının toplanabilmesi için, birlerin yardımlaşması gerekiyorsa, insanın da dünyada ancak eserleri ve fiilleriyle hayırlı bir isim bırakması gerekir.)
Esersiz insanın yerinde yeller eser, denilir.
Tek yazılı eseriniz mezar taşınız olmasın, denilir.
Yiğit ölür şanı kalır, denilir.
Hem dünyanın ömrü kısa hem de bizlerin. İyilik tohumlarını bekletmeden bir an önce yakın çevremizden başlayarak dünya insanı ile buluşturmamız gerekiyor. Güzel bir şeyler yapmamız gerekiyor geç olmadan iş işten geçmeden ihtiyarlığın zahmetli günleri gelip bizi bulmadan.
Yine Ziya Paşa’ya ait olan başka bir beyit:
Sanma kim saat çalar bil başına tokmak vurur;
Mevte bir saat dahi yaklaştın ey gâfil deyû
(Çalar saat her saat başı çaldığınsa bil ki maksadı saati söylemek değildir. Ey gafil! Ölüme bir adım daha yaklaştın diye sana haber verir.)
Kolumuza taktığımız saatler, kullandığımız telefonlardaki saatler, bilgisayarımızdaki saatler,
evimizdeki duvar saatleri, meydanlardaki saat kuleleri bize ne söyler?
Ziya Paşa, bize saatleri çok iyi okumamız gerektiğini söyleyerek “ölüm gerçeği” üzerine düşünmemizi ister.
Birkaç güzel söz:
Peyami Safa:
“Tecrübe, yaşlanarak değil, yaşayarak kazanılır ve zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.”
Bediüzzaman Hazretleri:
Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedi ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!”
“Yaşam boyunca zamanı doğru kullandığımız sürece her zaman her şeyi yapabilecek zamana sahibiz demektir.”
“Başını omzuma yasladığında tek bir düşmanım gözümün önüne geldi. O da hızla akıp giden zaman!”
“Günün her saatinde daha iyi olmak için çabalamayan kişiye zaman asla acımaz.”
Ethem Cebecioğlu:
“Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir, diyor Aliya İzzetbegoviç. Acaba yılbaşı kutlamanın manasını, bu açıdan savaşı kaybetmek olarak düşünebilir miyiz?”
Aliya İzzetbegoviç:
“Bunu hiç unutma evlat. Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”
Özetle zamanı durdurmak zor, zamanın hızla geçmesinin sonucu gerçekleşen ihtiyarlığın önüne geçmek de imkânsız. Ölüm ise zor kabullendiğimiz acı bir gerçek. Doğarken ölümle nişanlanıyoruz ve zaman değirmeni bizi er geç yerin altına serilmiş siyah yorgan ve yatakla buluşturuyor. Aklı başında, zihinsel dönüşüme uğramamış bir insan, terazinin kefesine kendisini kor, iç muhasebe yapar, geçen zamana sevinmez, geçen zamanın cebine hayırlı bir çalışma koyamadığı için üzülür ve kendine gelir.
ALİ ALTAYLI