Bir önceki yazımda medeniyetlerden ve “…izmlerden” bahsetmiştim. Sadece İslam Medeniyetinin dünyaya huzur, güven, adalet, merhamet getireceğine değinmiştik. “…izmlerin” ise dünyadaki karanlıklara zifiri karanlık eklemekten başka bir işe yaramadığını söylemiştik.
Zamanlar ve mekânlar üstü, ezeli bir eğitim sisteminin Kur’an ve sünnet ışığında insanlığa sonsuz güneş, bahar, umut getireceğine inananlardanım. Rabbimiz bizleri yaratan, yaşatan, yöneten ve bizim için en doğru yolu gösterendir. Her birimize farklı farklı imkânlar vererek şu kısa yolculuğumuzda bizi imtihan edendir. Bizi bizden daha iyi bilen ve görendir. Yaratıcımızı daima gündemde tutan bir eğitim sistemi bize özgüven verecek, neslimize yeni bir ruh üfleyecek, ahlakımızı güzelleştirecek, birbirimizle yersiz at yarışını azaltacak imanımızı parlatacaktır.
Yasin Sûresi 77. ayet üzerinde düşünmek gerekir.
İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de şimdi apaçık bir hasım kesildi?
İnsan en doğru bir şekilde ilahi olanla zihni ve özü buluşmazsa aklı vahiyden nasip almaz özü manevi kirlerden arınmaz, kalbi çer çöp sevgisiyle dolup taşar, haz ve zevkine adeta tapar, sadece kendi küçük dünyasını imar etmeye çalışırsa vasat olanı terk edip aşırılık yolunu tercih ederse yıkımı, bozuculuğu, şerri, zulmü çok büyük olur.
İnsanı uslandıran, melekleştiren, verimini çoğaltan, haddini bildiren Rabbimizin ve Resulünün içinde olduğu bir ilim yolculuğudur.
Eğer bir birey sadece fenni ilimlerde ilerler dini ilimleri hayatının içine almazsa istikametten ayrılır, egosu şişer, içinde büyük bir boşlukla boğuşmak zorunda kalır ve kendisini bir damla sudan Rabbine düşman kesilir.
Eğitim kurumlarımız açılıyor. Eğitim ve öğretime başlayacak her bir öğrenciye yeni eğitim ve öğretim yılında başarılar dilerim. İşinin hakkını veren, en büyük yatırımın insana olduğu şuurunda, mesleğine âşık, kendini her gün az da olsa daha iyiye taşıyan, işini ibadet şuuruyla yapan, öğrencilerini kendi çocukları gibi özel ve kıymetli gören eğitimcilerimize de hayırlı uğurlu olmasını temenni ederim.
Çocuklarımızın, gençlerimizin artık zihinsel işgal ve kültürel erozyondan en az zararla kurtulabilmesinin sırrı Mevlânâ Hazretlerinin pergel metaforudur. Eğitim sistemimizde ruhumuzu, imanımızı, duruşumuzu güçlendirecek, Batı karşısında ezilmişlik psikolojisinden bizleri kurtaracak, Rabbimizle bağımızı sağlamlaştıracak, kuvvetli adımların daha da çoğalmasını arzulayanlardanım.
Hz. Mevlânâ’nın “Pergel Metaforu” bizleri, zihinsel ve kültürel çıkmazdan kurtararak yeniden dirilmenin şifrelerini veriyor.
Pergelin sabit ayağını medeniyetimizin dinamiklerine sabitleyerek hareketli ayağıyla dünyaya açılmayı başarabilmek.
Eğitimin sabit ayağı dini ilimlerdir.
Medeniyetimizin sabit ayağını, temelde kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünneti oluşturuyor.
Hakkıyla öğretilmiş, anlaşılmış ve yaşantıya dökülmüş dini ilimler insanı uslandırır, yıkımını azaltır, zihni ve kalbi dinginleştirir, konfor düşüncesini öldürür; hedonizm ve egoizmin kaynağını kurutur, yani haz, keyif, zevk peşinde koşan ve sadece kendini düşünen, toplumsal menfaati hiçe sayan insan modelini ortadan kaldırır.
En yüce otorite kaynağı olarak yüce yaratıcıyı bildirdiği için şahsi menfaat ve kula kulluğun kapısına kilit vurdurur. Kendi özünde insanı özgür, özgün ve hür kılar.
Eğitimin hareketli ayağı fenni ilimlerdir.
Hareketli ayağıyla dünyayı tanımaya çalışan teknolojiyi, bilimi ele geçiren, yerinde duramayan daima yolda olan, merak duygusunu harekete geçiren araştıran, düşünen, sorgulayan bir insan modeli dünyaya barış, huzur, güven getirebilir.
Dini ilimler ve fenni ilimlerle hakkıyla buluşan bir öğrenci yerinde duramaz, kendini aşar ve önce ülkesine sonra bütün insanlığa iyilik, güzellik, hakkaniyet tohumları saçmaya başlar.
Peki, bu öğrenci modeli, insan tipi nerede, nasıl yetişecek?
Önce ailede
Sonra eğitim kurumlarında
Sonra da dışarda
Ailede ve eğitim kurumlarında kaliteli bir çocuk, öğrenci, insan modeli nasıl yetişir. Kafa yormaya çalışalım.
Daha önce bir yerlerde okuduğum karı-koca arasındaki bir diyalog aklıma geldi.
Hanımı kocasına soruyor:
-Çocuklar gün geçtikçe büyüyor bey, nasıl yetiştireceğiz, eğiteceğiz?
Kocası şöyle cevap veriyor:
-Biz kendimizi, eğitir, yetiştirir onlara güzel örnek olursak onlar bizi takip eder zaten.
“Kem âlâtla kemâlât olmaz.” demişler.
Armut dibine düşer, denir.
Yavru kuş yuvada gördüğünü yapar, denir.
Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar, denir
Yani, verimsiz araçlarla amaca ulaşılmaz, olgunluğa erilmez, eksik aksak malzemeyle güzel, mükemmel bir iş ortaya çıkmaz.
Kendisini hakkıyla yetiştirmemiş, içinde bulunduğu kutsal görevin, sorumluluğun farkında olmayan zihni dağınık, tek sevdası mal mülk biriktirme olan anne baba ve eğitimciyle iyi insan yetiştirmeye çalışmak, zordur.
Baba oğlum hafız olsun diye okuluna gönderiyor, ama kendisi eline Kuran-ı Kerim değil, akıllı telefonlar alıyor, bir türlü elinden düşmüyor.
Anne oğlum ödevini takip et diyor, ama kendisi dizi takiplerinden bir türlü kurtulamıyor.
Ebeveyn oğlum ahlaklı bir insan olsun, diyor; ama çocuk evde gıybet, dedikodu, izlenilen programlardan tutun daha nicelerine kadar yanlışlıkları gözlemliyor.
Anne kendi konforunu korumak ve çocuğunu susturmak için çocuğun eline tablet tutuşturuyor.
Ayın on beşi gelsin de öğrenci hakkıyla anlamış anlamamış, yetişmiş yetişmemiş umurunda değil, diyen bir eğitimciden ne beklenebilir?
Eğitimcilik sevgi, aşk, tutku, ideal işi olduğu halde zoraki yapan bir eğitimciden istenilen verim beklenilebilir mi?
Evlerimiz ve eğitim yuvalarımız hakkıyla düzelirse dışarısı da düzelecek, çirkin manzaralar azalacaktır.
Ev ve eğitim yuvaları fabrikasından çıkan ürün kaliteli olursa dışarısı kaliteli, defolu olursa dışarısı bozuk olacaktır.
Bu ifadem yanlış anlaşılmasın ülkemizde kaliteli anne baba, eğitimci o kadar çok ve bunlar takdire şayandır; bunun yanında çocuklarına ve öğrencilerine hakkıyla model olamayan, örneklik teşkil edemeyen anne baba ve eğitimciler de yok değil.
Mehmed Âkif Ersoy muallimin ideal eğitimcinin nasıl olması gerektiğini şöyle açıklar:
“Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı;
Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı.
İman
Edep
Liyakat
Vicdan bu muhteşem dörtlüye sahip olan eğitimciler, dört dörtlük öğrenci yetiştirmez mi?
Kısaca en büyük yatırım ne arsa ne borsa en büyük yatırım insana, çocuklara, öğrencilere. Bu bilinçte olan milletler dünyada söz sahibi olur, model olarak alınırlar ve geleceklerini sigortalarlar.
Evde ve eğitim kurumlarında diriliş, milletimizin yeniden dirilmesine vesile olacaktır.
Bir Çin atasözü ile bugünkü yazımızı sonlandıralım:
“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek, on yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik; ama yüz yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir.”
ALİ ALTAYLI